05 02 2013

Karşılaştırmalı siyasal sistemler

 

Biraz geç kaldım ama en azından sınavdn önce yayınlayabiliyorum:))))

 

KARŞILAŞTIRMALI SİYASAL SİSTEMLER

ÜNİTE 5

OYDAŞMACI KURUMSALLAŞTIRILMIŞ REJİM: İSVİÇRE

İsviçre’ nin resmi adı İsviçre Konfederasyonu’ dur. Başkenti Bern ‘dir. Almanca, Fransızca, İtalyanca ve Romanca remi dilleridir. İsviçre Konfederasyonu’ na adını veren Helvet halkıdır.

Tohumları 13. yy’da atılır. Uri, Schywyz ve Unterwald Kantonları 1 Ağustos 1291 tarihinde aralarında Grütli Paktını imzalarlar. Grütli Paktı, kantonlar arasındaki uyuşmazlıkların giderilmesi için bir tahkim sistemi tesis eder ve bir savunma birliği oluşturur. Birliğin amacı; komşu güçlerin işgallerini önlemek ve bir güç dengesi kurmaktır. Böylece anlaşmalara dayanan bi konfederasyon sistemi gelişir. Grütli Paktı ile oluşturulan birliğe katılan kantonların ortak organı üye kantonların temsil edildiği Diet adı verilen meclistir. Şehirleşmiş kantonlar, kırsal kesimde yer alan kantonlardan üstündür. Bu nedenle kantonlar Diet’de eşit şekilde temsil edilememektedir ve aynı haklara sahip değildirler. İsviçre Otuz yıl savaşlarında taraf olmasa da savaşın sonunda kazananların tarafında yer alır ve 1648 yılında imzalanan Vestfalya anlaşması ile resmen bir devlet olur. 1874 yılında kabul edilen anayasa ile Federal Mahkeme kurulmuştur. 1999 yılında yeni bir Federal Anayasa kabul edilmiştir.

İSVİÇRE MODELİ FEDERALİZM 

İsviçre Konfederasyonu İsviçre halkı ve kantonlardan oluşan federal bir devlettir. İsviçre modeli federalizm, bir konfederasyondan yola çıkmış, zaman içinde kurumlar dönüşüme uğrayarak federal bir devletin doğmasına neden olmuştur. Federal Devlet Anayasası Kantonlar ve Federal Devlet arasındaki yetki paylaşımını düzenler. Kantonlarda kendi anayasasına sahiptirler. Kanton anayasaları, kantonların idari teşkilatlarını düzenler. Kantonlar anayasalarında, devlet şeklinin cumhuriyet olduğu güvence altına alınmak zorundadır. Yasama organı olan Federal Meclis, Ulusal Konsey ve Devletler Konseyi (Kantonlar konseyi) olmak üzere iki kanattan oluşur. Federal Konsey, Konfederasyonun yürütme organıdır. Yargı organı ise, Yüksek Federal Mahkemelerdir. Kantonlar ve Konfederasyon arasındaki yetki paylaşımı 1999 İsviçre anayasası ile düzenlenmiştir. Temel prensip Konfederasyonun anayasada kendisine verilen yetkileri kullanmasıdır. Bazı yetkiler hiçbir sınırlama olmadan hem Konfederasyon hem de Kantonlar tarafından kullanılır. (yarışan Yetkiler)

YETKİ PAYLAŞIMI

KONFEDERASYON                                                KANTONLAR

* milli savunma                                                          * sağlık hizmetleri

* gümrük                                                                    * eğitim - öğretim

* ulaşım                                                                      * kolluk

* telekomünikasyon                                                    * mahalli idareler

* para politikaları

* sosyal güvenlik

İsviçre siyasal sisteminin en temel özellikleri; halk oylaması ve halkın kanun teklifi mekanizmalarıdır. Anayasa değişiklikleri ve önemli kanun yapımı sürecinde sonucu belirleyecek olan halk oylamasıdır. Halk böylece siyasi makamlar üzerinde baskı uygular. Arend Lijphart, İsviçre demokrasisini oydaşmacı bir demokrasi olarak tanımlamaktadır. Oydaşmacı demokrasi yönteminde alınan kararları, oy çokluğuna göre değil oybirliğine göre alındığı bir sistemdir. İsviçre siyasal sistemi sui generis bir yapıya sahiptir. Oydaşmacı demokrasilerden farklı olarak, İsviçre demokrasisinin üç temel unsuru vardır: Federal bir kültürle beslenen federalizm, temelleri tarihe dayanan doğrudan demokrasi ve nihayet her kararı müzakere etme isteği.

 

 

 

Tarafsızlık politikası ve İsviçre örneği

Daimi tarafsızlık ilkesi gereği, İsviçre hiçbir şekilde savaş başlatamaz, asla diğer devletler arasında patlak vermiş bir savaşta yer almaz ve herhangi bir savaşta taraflardan birini tutamaz. Yalnızca kendi topraklarını saldırılara karşı savunmak için bir orduya sahiptir.

SİYASAL KURUMLAR VE SİYASAL KURUMLARIN İŞLEYİŞİ

Yasama ( Federal Meclis)

İsviçre Parlamentosu iki kanatlıdır. Ulusal konsey ve Devletler konseyidir. Ulusal konsey iki yüz milletvekilinden oluşur. Kantonlar, Ulusal Konsey’ de nüfuslarına oranla temsil edilirler, bu oran her 10 yılda bir gözden geçirilir. Ulusal Konsey seçimleri her 4 yılda bir yapılır. Milletvekilleri yeniden seçilebilirler. Devletler Konseyi, 46 milletvekilinden oluşurlar. Altı kanton bir milletvekili ile temsil edilirken, diğer 20 kanton ikişer milletvekili ile temsil edilirler. Devletler konseyi seçimi 4 yılda bir yapılır. Milletvekilliği bir meslek olarak değerlendirilmemektedir. Milletvekilliği dönemi boyunca maaş yerine bir tazminat ödenir. Milletvekilleri, kendi mesleklerini sürdürmeye devam ederler.

Yürütme organı (Federal Konsey)

 Yürütme organı olan ve yedi üyede oluşan Federal Konsey, ülkenin izleyeceği siyaseti belirler, mevzuatı hazırlar, anlaşmaları imzalar, idari teşkilatı yönetir ve kantonların faaliyetlerini gözetim altında tutar. Federal konsey üyeleri, 4 yılda bir yapılan Ulusal Konsey seçimlerinin ardından milletvekilleri arasından her iki kanadın katılımıyla, Federal Meclis tarafından, mutlak çoğunluk ile seçilirler. Süresi biten Federal Konsey üyeleri yeniden seçilebilirler. Federal Konsey üyeleri seçimiyle birlikte milletvekili sıfatlarını kaybederler; ancak hem Devletler Konsey’ine hem de Ulusal Konsey oturumlarına katılımlarını devam ettirirler, oturumlarda oy kullanamazlar. Federal Meclis, Federal konsey üyelerini, Federal Konsey başkanını ve yardımcısını ayrı ayrı seçer. Federal konsey başkanı bir yıl için seçilir. Federal Konsey başkanı ne bir başbakan, ne de devlet başkanındır. Federal Konsey üyelerini seçemez ve hükümet politikalarını belirleyemez. Federal konsey kararları heyet halinde verilir.

Yargı (Federal Mahkeme)

Federal kanunların uygulamasını denetlemek yetkisi İsviçre Anayasası tarafından, Yüksek yargı organı Federal Mahkemeye verilmiştir. Yargı yetkisi, kanton mahkemeleri tarafından kullanılır. Federal kanunların uygulamasını denetlemek federal Mahkeme’ ye verilmiştir. İsviçre’de yargıçların hukukçu olması şartı aranmaz. Seçme ve seçilme hakkına sahip her vatandaş, gerekli kriterlere de uyuyorsa Federal Meclis tarafından federal mahkeme yargıcı olarak seçilebilir. Federal mahkeme yargıçlığına yalnızca yüksek nitelikli hukukçular seçilmektedir. Federal mahkemenin verdiği kararlar yalnızca bu savcı tarafından, kanuna uygun olarak iptal edilir veya değiştirilebilir. Federal Meclis Yüksek Federal mahkeme üstünde denetim yetkisine sahiptir. Federal mahkeme aynı zamanda bir temyiz mahkemesidir.

Kuvvetler Ayrılığı İlkesi

İsviçre’de hükümet ile meclisin görev ve yetkileri büyük ölçüde iç içe olduğu için yasama ve yürütme erkinin işleyişi bakımından kuvvetler ayrılığı ilkesinin uygulanması belirgin değildir ve anayasada düzenlenmemiştir. İsviçre siyasal sisteminde yasama ve yargı erki arasındaki ilişkilerde güvenoyu isteği, gensoru ve siyasi sorumluluk gibi kurumlar yer almaz. Federal Konsey üyelerinin, Federal Meclis’e karşı ortak sorumlulukları yoktur. İsviçre siyasal sisteminde ne hükümetin toplu olarak istifa etmesi ne de meclisin feshedilmesi söz konusudur. Hükümet, meclis ya da halkoylaması sonuçları aracılığıyla seçmenler tarafından eleştirildiği takdirde istifa etmek yerine, izlediği politikaları değiştirmekle yetinir. Federal Meclis Federal mahkeme tarafından verilen kararları hiçbir şekilde denetleyemez. Yargı erki, yasamadan ve yürütmeden tamamen bağımsızdır.

 

 

SİYASAL KÜLTÜR VE SİYASAL KATILMA

Seçim Sistemi

İsviçre’de meclis ve hükümet dışında hakimler ve mahalli idareleri seçmek içi konfederasyon ve kantonlar düzeyinde çok sayıda seçim yapılmaktadır. İsviçre siyasal sisteminin özelliklerinden biri de makam sahiplerinin atanması değil seçilmesidir. Yalnızca meclis ve hükümet değil, hakimler ve mahalli idarelerde seçilmektedir. Yirmi altı kanton ve çok sayıda mahalli idarenin olduğu İsviçre’de bu nedenle çok sayıda seçim yapılmaktadır. Oy verme işlemleri sandık başında olabileceği gibi, mektup aracılığıyla, bazı hallerde ise elektronik ortamda yapılabilir. İsviçre dışında yaşayan İsviçre vatandaşları ve hükümlüler oy kullanma hakkına sahiptirler. Konfederasyon düzeyinde seçimler, genel oyla, doğrudan seçimle nispi temsil esasına göre yapılır. İsviçre’de kadınlara seçme ve seçilme hakkı 1971 yılında tanınmıştır. Federal meclisin bir kanadı olan Ulusal Konsey, doğrudan nispi temsil hesabına göre seçilir. Devletler meclisini oluşturan milletvekilleri, temsil ettikleri kantonun seçim sistemine göre, genellikle iki turlu çoğunluk sistemi uyarınca seçilirler.

Siyasi Partiler

Çok partili sistemdir. Diğer Avrupa ülkelerinden farklı olarak İsviçre’de aşırı sağ eğilimli ya da aşırı sol eğilimli partiler nadiren görülmektedir. Bu durum, İsviçre’de demokratik hakların yerleşmesi olarak görülmektedir. İsviçre mevzuatında siyasi partilerin işleyişi ya da siyasi partilerin finansmanı hakkında hiçbir düzenleme bulunmamaktadır. Bunun nedeni olarak da bu konularda düzenleme yapılmasına ihtiyaç olmaması gösterilmektedir.

Çekimserlik

Oylama konusunda halkı yakında ilgilendiren somut ve güncel bir konu olup olmamasına göre değişiklik göstermekle birlikte, İsviçre de seçimlere katılım oranı çok düşüktür.

DOĞRUDAN DEMOKRASİ

İsviçre’de doğrudan demokrasi araçları olarak nitelendirilen iki uygulama vardır: halk oylaması ve halkın kanun teklifi.

Halkoylaması: Halkın teklifi ya da Federal Meclis tarafından yapılan bazı işlemler için halkın, ya da hem halkın hem de kantonların görüşe başvurmasını ifade eder. Anayasal düzenlemelere göre bazı işlemler mecburi olarak halkoylamasına sunulur. İhtiyari halkoylaması sekiz kantonun ya da elli bin vatandaşın talebi üzerine yapılır. İhtiyari halkoylamasının kabul edilmesi için, halk oylarının çoğunluğu yeterlidir. İster zorunlu isterse ihtiyari halkoylaması olsun çoğu kez yürürlüğü durdururlar. Halkoylaması konusu yapılan işlem, süreç sonuna kadar yürürlüğe girmez.

Halkın Kanun Teklifi: Anayasanın tümünü ya da bir kısmını değiştirmeye yönelik olarak yüz bin vatandaş tarafından imzalanarak verilen öneridir. Halkoylaması statüyü korumaya yönelikken, halkın kanun teklifi ise Anayasa’ da değişiklik yapılmasına hizmet eder.

KAMU POLİTİKALARININ OLUŞUMU VE BELİRLENMESİ

 İsviçre serbest piyasa ekonomisidir. Vergi oranlarının belirlenmesi kantonların yetkisindedir. İsviçre’de kamu politikalarının oluşumunda gruplar, hükümet nezdinde çıkarlarını savunan dernekler ve sivil toplum örgütleri, meslek örgütleri, sendikalar ve işveren örgütleri etkindir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ÜNİTE 6

OTORİTER REJİMLER

OTORİTER REJİM KAVRAMLARI

Ufak bir zümrenin devlet yönetimini topluma karşı anayasal bir sorumluluğu olmada elinde tuttuğu siyasal sistemlere otoriter rejimler denir. Bir sömürge devletin bağımsızlığını kazanma sürecine dekolonizasyon denir. Otoriter rejimi totaliter rejimden ayıran üç özellik vardır:

1.      Siyasal katılma sınırlıdır.

2.      Halkı siyasal olarak seferber edecek ve sistemi bir arada tutacak kapsamlı bir ideolojik yapı yoktur.

3.      İktidardaki kişi veya grupların erkinin görece olarak sınırlı ve tahmin edilebilir olması söz konusu olabilir.

Modern siyasi arenada otoriter rejimlerin bu sıklıkta ortaya çıkmasının ardındaki sebepler; ekonomik etkenler ve sosyokültürel etkenlerdir. Bir ülkenin gelir düzeyi yükseldikçe o ülkede askeri darbe görülme olasılığı da önemli ölçüde azalır.

OTORİTER REJİM TÜRLERİ

Otoriter rejimlerde rejimin kurallarını askeri cunta, tek parti veya diktatör belirleyebilir.

Askeri Cunta Yönetimi: Ülkede kimin iktidarı süreceğine ve kimin hangi politikaları yürüteceğine ordu veya ordu içindeki bir grup subay karar verir.

Tek Parti Yönetimi: Otoriter rejimler arasında en esnek ve en istikrarlı olan yönetim biçimidir. Bu sistemin ana özelliği devletin yasama, yürütme ve yargı kollarının tek bir parti tarafından mutlak biçimde denetlenmesi ve işletilmesi, başka bir deyişle partinin devlete eşanlamlı hale gelmesidir. Tek parti rejimleri içinde iki alt türden söz edilebilir. Bunlar: Gelişmekte olan ülkelerdeki komünist parti uygulamaları ve diğer tek parti rejimleridir.

Komünist Rejimler: Ülkedeki üretim araçlarına çoğunlukla devletin sahip olduğu, ülkedeki ekonomik, sosyal ve kültürel yatırımların devlet tarafından planlandığı ve yapıldığı yönetim şeklidir.

Üçüncü Dünya Ülkelerindeki Diğer Tek Parti Rejimleri: Ülkelerinin modernleşme ve kalkınma önceliklerini meşrulaştırırlar.

Dikta Yönetimi: Baştaki tek adamın (diktatörün) her konuda mutlak hakimiyeti söz konusudur. Bir siyasi liderin politik destek karşılığı kişi ve zümrelere devletin kaynaklarını kullanarak maddi çıkar sağlamasına patronaj sistemi denir. Liderin bir taraftan devletin kaynaklarının kullanımı üzerinde sınırsız yetkisi bulunduğu, diğer taraftan bu gücü yakınlarını kayırmak için kullandığı rejimlere neopatrimonyal rejimler denir. Neopatrimonyal rejimleri, diğer dikta rejimlerden ayıran en önemli özellik neopatrimonyal liderlerin iktidarda kalmak için devlet organlarını bilerek zayıf tutmasıdır.

Melez Rejimler: Askeri cunta yönetimi, dikta yönetimi ve tek parti yönetiminin özelliklerini bünyesinde barındıran otoriter rejim türüne melez otoriter rejim denir. Ordu – diktatörlük karışımı rejimler, melez otoriter rejimler arasında en sık görülenleridir.

OTORİTER REJİMLERDE DEVLET-BİREY İLİŞKİLERİ

Denetim: Otoriter rejimler yönettikleri halk üzerinde geniş bir kontrol sağlamak için üç ana yola başvururlar: 1) baskı kurma, 2) sisteme bağlama 3) lider kültür yaratma.

1)      Baskı Kurma: Paramiliter güçler devlet tarafından organize edilmiş ve silahlandırılmış, ancak devletle resmi bir bağı olmayan rejim düşmanı olarak tanımlanan nesnel hedeflerin korkutulması ve imha edilmesinde kullanılan askeri nitelikteki örgütlerdir.

2)      Sisteme Bağlama: Kişi ve grupların otoriter sistemlere bağlanmasında iki ana model görülür; Himayeci modelde rejim bazı kişi ve gruplara, bağlılıkları karşılığında devlet imkanlarına toplumun diğer kesimlerine olmadığı kadar erişim fırsatı sunar. Korporatist yapılandırmalarda ise, devlet bireyi kendi kontrolü altında tuttuğu sendikalar ve işveren örgütleri gibi gruplar üzerinden sisteme dahil eder.

3)      Lider Kültü: Otoriter rejimler, liderlerini bir kült haline getirerek toplum üzerideki kontrollerini arttırabilirler.

Otoriter Rejimler ve Seçimler: Otoriter rejimlerin, siyasal sistemlerinde seçimlere son yıllarda artan bir şekilde yer vermesi rastlantısal değildir. Bu eğilimin arkasında küreselleşme ile bağlantılı iki ana sebepten söz edebiliriz. İlki, dünyadaki demokratikleşme dalgasının etkilerine istinaden rejimin meşruiyetini koruması içgüdüsüdür. Seçimler ve seçimlerin öngördüğü parlamentolar, küresel ekonomiye entegre olmuş ülkelerin ihtiyaç duyduğu küresel sermaye girdilerini sağlamak ve bu sermayeyi ülkelerinde tutmak için de önemli bir role sahiptir. Göstermelik seçimler yapan birçok otoriter rejimde iktidarın oy oranları liberal demokrasilerde görülmeyen ölçüde yüksektir. Seçimlerin düzenli bir şekilde yapıldığı ve bu seçimlerde anlamlı bir siyasi yarışmanın olduğu bir kısım otoriter rejimlere seçimsel demokrasi, plesibitsel (referanduma dayalı) demokrasi, yarışmacı otoriter rejimler gibi isimlerde verilmiştir. Bu tür rejimleri otoriter rejimden ayıran en önemli özellik, iktidarların yönetimlerini sürdürmeleri için seçim desteğine ihtiyaç duymalarıdır. Ancak iktidarlar bu plesibitsel desteği sağlamak için güçler ayrılığı ilkesini göz ardı edip, muhalefet üzerine devletin bütün kurumları ile baskı yapmaktan, gerektiğinde bu baskıyı meşru kılmak için özel kanunlar çıkarmaktan çekinmezler. Soğuk Savaş sonrası, özellikle 2000’li yıllarda Rusya seçimsel demokrasi türünün iyi bir örneği olmuştur.

ÜNİTE 7

TOTALİTER REJİMLER

Merkeziyetçi bir devlet yapısı ve radikal bir ideoloji üzerine kurula, içinde bulunduğu sosyo-ekonomik yapının bütün üyelerini ve kurumlarını dönüştürmeyi hedefleyen, bireysel bireysel özgürlükleri ortadan kaldıran siyasal sistemler totaliter rejim olarak adlandırılır. Totaliter rejimin veya totaliterliğin özünü her yapı ve kurumun bütünüyle devlet aygıtlarını kullanan otoriterler tarafından denetim altına alınması oluşturmaktadır. Silahlanmanın devlet tekelinde olmasının ve polis teşkilatı kullanılarak devletin vatandaşlarına karşı şiddete başvurmasının totaliter rejimlerin belirleyici özellikleri arasında söylemek mümkündür. Rejime muhalif olan siyasi gruplar gerçek düşmanları oluştururlar. Bunlar öznel hedeflerdir. Nesnel hedefler ise, rejim karşıtı eylemlerin içinde yer almasalar bile etnik veya dinsel kökenleri dolayısıyla şiddete maruz kalırlar. Şiddet bu rejimler için temel unsurdur. Çünkü totaliter rejimleri kuran hükümetler seçimle iktidara gelebilirler; ancak rejimin kurumsallaşması zor kullanarak ve zor kullanma tehdidine başvurarak insanların sindirilmesine dayanır. Totaliter rejimlerdeki devlet terörünün ayırt edici özelliği sadece rejim düşmanlarını sindirmeyi değil, şiddet yoluyla kurumsal yapıyı dönüştürmeyi hedeflemesidir. Bu hedef totaliter rejimlerin radikal bir ideoloji üzerine kurulmuş olmasından kaynaklanmaktadır. Totaliter rejimlerin köktenci ve bütüncül bir yeni toplum ve insan / yurttaş yaratma içeriğinde olan bir ideolojik özü vardır. Totaliter rejimin belirlediği yurttaş tanımı eğitim sisteminin temelini oluşturur. Demokratik sistemler toplumu kurucu ideolojiye uygun hale getirmek için bireylerin rızasını almayı hedefler ve totaliter rejimlerin aksine topyekun egemenliği sağlamaya yönelmedikleri gibi bu amaçla şiddete başvurmaktan kaçınırlar. Totaliter devlet radikal bir ideoloji çerçevesinde siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel politikaları belirleyip nihayetinde toplumu ideolojisine uygun hale getirmeyi amaçlar. Propaganda: Kamuoyunu bir düşünceyi savunanların görüşlerine uygun şekilde etkilemeyi amaçlayan bir iletişim biçimidir. Demokratik rejimlerde farklı görüşlere sahip grupların ve siyasi partilerin de propaganda yapmasına izin verilmektedir. Totaliter rejimlerde iletişimin devlet tekelinde olması propagandayı halkla ilişkiler sürecinden çıkarıp endoktrinasyonun, yani bir öğretinin kitleler tarafından sorgulanmadan benimsenmesinin sağlanmasına yönelik faaliyetler bütününün bir parçası haline getirmektedir. Kitlelerin harekete geçirilmesi veya kitlelerin seferber edilmesi askeri bir anlayıştan yola çıkarak oluşturulmuştur. Seferber etmek, orduların eldeki bütün kaynaklar kullanılarak savaşa hazır hale getirilmesidir. Siyasal katılma: bireylerin karar alıcıları etkilemek ve bu yolla hükümet politikalarını değiştirmek amacıyla giriştikleri her türlü etkinliği ifade eder. Totaliter rejimleri otoriter rejimlerden ayıran en önemli özellik; kitlelerin seferber edilmesidir. Tek bir ideolojiye yaşamı pahasına bağlı, rejim için gerektiğinde iç ve dış düşmanlara karşı savaşmaya hazır bir ulusal birliğin kurulması totaliter rejimlerin temel hedefidir. Lider devletin ve devleti yöneten siyasi partinin üstündedir.

TOTALİTER REJİM UYGULAMALARI

İtalya Örneği: Faşizm

Totaliterlik kavramının İtalya’da bizzat Mussolini tarafından siyasi literatüre kazandırılmış olması nedeniyle Mussolini tarafından kullanımı yaygınlaştırılan faşizm ile totaliterlik çoğu zaman eş anlamlı olarak kullanılmaktadır.  Totaliterlik kavramı ilk kez İtalya’ da kullanılmıştır.

Almanya Örneği: Nazizm

Totaliter rejimlerin en kurumsallaştırılmış örneği Nazi Almanyası’dır. Nazi ideolojisinin ve rejiminin temelini Kavgam adlı eser oluşturmaktadır. Hitler seçimle iktidara gelmiştir.

Sovyetler Birliği Örneği: Stalinizm

Mussolini ve Hitler rejimleri sağ totaliterlik, Stalin rejimi sol totaliterlik olarak adlandırılır. Devlet politikalarında muhalefete yönelik şiddete yaygın şekilde başvurulmaması ve ülkeyi yöneten komünist partinin başkanlığının seçimle belirlenmesi nedeniyle Lenin dönemi totaliter bir dönem olarak değerlendirilmemektedir. Lenin’in ölmesiyle Stalin partinin genel sekreterliğine seçilmiş ve devlet totaliter bir özellik kazanmaya başlamıştır. Sovyetler Birliği Soğuk Savaş sonrası 1991 ‘de dağılmıştır.

Çin Örneği: Maoizm

Sovyetler Birliği’nin yapısını örnek alması, Marksist – Leninist ideolojiye göre kurumlarını oluşturmaya başlaması ve topyekuncu bir takım politikaları nedeniyle 1949 ‘ da kurulan Çin Halk Cumhuriyeti zaman zaman totaliter bir rejim olarak adlandırılmaktadır. Maoizm 1949’dan Mao’nun 1979’daki ölümüne kadar süren dönemi ve Mao’nun sosyalizm yorumunu ifade eder. Mao rejiminin ilk politikası toprak reformu olmuştur. 1958 – 1961 yılları arasındaki tarımı kolektifleştirilmesi ve modernleşmesini amaçlayan bu politikalar İleriye Büyük Sıçrayış olarak adlandırılmıştır. Mao 1966’da Kültür devrimi adıyla yeni bir hareket başlatmıştır. Kızıl Muhafızlar adıyla bilinen gruplar eskiye ait gelenek, kültür, alışkanlıklar ve düşüncelerin yok edilmesinde önemli rol oynamışlardır.

TOTALİTER REJİMLERDE SİYASAL KÜLTÜR VE TOPLUMSALLAŞMA

Toplumun demokratik kurumlara olan güvenini sarsacak ve totaliter lideri kurtarıcısı olarak görmesine neden olacak düzeyde derin bir ekonomik kriz totaliter rejimlerin ortaya çıkışında önemli bir rol oynar. Ekonomiden aileye toplumun bütün unsurlarını egemenliği altına almaya çalışan totaliter liderler ve partiler iktidara gelince devleti merkezleştirir. Buna bağlı olarak yerel yönetimlerin yetkileri azaltılır, kendi partisi dışındaki partileri ve siyasal hareketleri yasadışı ilan eder, temel hak ve özgürlükleri askıya alır veya ortadan kaldırır, basını sindirir ve işçi hareketlerini gerekirse güç kullanarak bastırır. Hukukun üstünlüğü geçerli değildir. Yani iktidarlar var olan yasalar tarafından bağlanmaktan ziyade bu yasaları kendilerine göre yorumlarlar. Dolayısıyla bir hukuk devletinin temelinde olan tahmin edilebilirlik ortadan kalkmıştır. Siyasal toplumsallaşmanın siyasete dair korkunun aktarımıyla oluştuğu bir devlette sivil toplumun oluşması güçtür. Sivil toplum devletin denetiminin veya kamusal alanın dışındadır.

 

 

TOTALİTER REJİMLERİN EKONOMİ POLİTİĞİ VE KORPORATİZM

Toplumsal eşitsizliğin temelinde yatması nedeniyle Sovyetler Birliği özel mülkiyetin yerine kamu mülkiyetini getirmiştir. 1928 – 1929 yıllarında önceden özel mülkiyette olan topraklar kamu mülkiyetine geçirilmiş, bir başka değişle kolektifleştirilmiştir. Ortak tarımda bir yandan sovboz denilen devlet çiftlikleri öte yandan kolboz denilen tarım kooperatifleri bulunmaktaydı. Korporatizm: Liberalizm ve Marksizm’ e karşı, hem serbest piyasadan hem de merkezi planlamadan uzak durmayı hedefleyen üçüncü bir ekonomik sistem olarak ortaya çıkmıştır. Sağ totaliter rejimlerde ekonomik sistemin ekonomik sistemin rejimin bünyesine dahil edilmesinin en yaygın biçimi korporatizmdir. Korporatizm çıkar gruplarının resmi siyasi sürece dahil edilerek zaptı rapta alınmasıdır. Çalışan ve işveren örgütleri birer çatı kuruluş tarafından temsil edilir ve kamu politikaları devletle bu çatı kuruluşlar arasındaki üçlü görüşmelerde şekillenir. Tarihsel olarak loncaların yapısından etkilenerek oluşmuş yapılardır. Liberalizmdeki bireysel girişimi ve Marksizm’deki sınıf çelişkilerinin kaynağını aşmayı hedeflemektedir. Bu yolla emek- sermaye çelişkisinin ortadan kaldırılacağı düşünülmüştür. Ekonomik çıkarların devletin politikasına uyumlu olmak zorundadır. Korporasyonlar devleti çıkar gruplarında ve ekonomik kesimlerde temsil eder içeriktedir. Böylece korporasyonlar başlıca sanayilerin gelişimini denetleme görevini üstlenirler.

ÜNİTE 8

BİR KONFEDERALİZM ÖRNEĞİ OLARAK AVRUPA BİRLİĞİ

Toprakları büyük ölçüde Avrupa kıtasında bulunan ve 27 ülkeden oluşan siyasi ve ekonomik bir örgütlenmedir. 1993 yılında, Maastricht Antlaşması’nın imzalaması sonucu, var olan Avrupa Ekonomik Topluluğu’na yeni görev ve sorumluluk alanları yüklemesiyle kurulmuştur. Çeşitlilik AB’nin en önemli değerlerinden biri olmuştur.

AVRUPA BİRLİĞİ FİKRİ NASIL DOĞDU?

Avrupa’da bir birlik kurulması fikri geçen yüzyıllarda Dante, Comeniu, Kant, Monnet, Schuman gibi birçok düşünür, sanatkar ve devlet adamı tarafından benimsenmiş ve geliştirilmeye çalışılmıştır. 1949’da Avrupa Konseyi kurulmuştur. Böylece Avrupa ülkeleri arasındaki siyasi dayanışma sağlanmıştır. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra büyük bir yıkıma uğrayan Avrupa’da barışın ve bölgesel istikrarın yeniden sağlanması ve ekonominin yeniden yapılanması amacı AB fikrinin motive edici unsurları olmuştur. İkinci Dünya Savaşı sonrasında Batı Avrupa’yı birleştirmeye iten sebeplerden birisi de, ABD’nin Marshall Planı’dır. Ülkeler arasındaki paylaşımını düzenli olarak sağlayacak bir yapıya duyulan ihtiyaç sonucu 16 Haziran 1948’de Avrupa Ekonomik İşbirliği Örgütü (AEİÖ) kurulmuştur. Benelux ülkeleri (Belçika, Hollanda ve Lüksemburg) Beneluks Gümrük Birliğini kurarak, Avrupa’nın bütünleşmesine önemli katkı sağlamıştır. 1949’da kurulan Avrupa Konseyi ile Avrupa ülkeleri arasında siyasi bir dayanışmada önemli bir aşama kaydedilmiştir.

AVRUPA TOPLULUKLARININ GELİŞİMİ VE AVRUPA TOPLULUĞUNDAN AVRUPA BİRLİĞİNE GEÇİŞ SÜRECİ

Avrupa Topluluklarının Gelişimi

 Avrupa’da bir birlik yaratma konusunda en önemli girişim II. Dünya Savaşı sonrasında Fransa Planlama Teşkilat Başkanı Jean Monnet’den gelmiştir. Monnet kömür ve çelik gibi iki önemli savaş malzemesi üretiminin bir elden toplanmasını savunmuştur. 1951 yılında Avrupa Kömür Çelik Topluluğu (AKÇT) Belçika, Batı Almanya, Lüksemburg, Fransa, İtalya ve Hollanda’dan oluşan 6 üye ile kurulmuştur. Kurumun ilk başkanı ise Monnet olmuştur. AB’nin temellerinin atıldığı 9 Mayıs Avrupa Günü olarak kutlanmaktadır. 1957 tarihinde altı batı Avrupa Devleti (Batı Almanya, Fransa, Belçika, Hollanda, Lüksemburg ve İtalya) arasında imzalanan Roma Anlaşması ile kurula Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) bugünkü Avrupa Birliği’nin temeli atılmıştır. Söz konusu anlaşma 1958 tarihinde yürürlüğe girmiştir. AET’nin nihai hedefi, Avrupa’nın siyasal bütünlüğe ulaşmasıdır. Bu hedefe varmak için ekonomik dengeyi sağlamak üzere, ilk olarak üye ülkeler arasında bir gümrük birliğiyle ortak pazar kurulmuştur. AET’nin yanı sıra oluşturulması kararlaştırılan ikinci topluluk olan EUROATOM’un kuruluşu 1957 yılında Roma’da imzalanan antlaşma ile sağlanmıştır. EUROATOM’un amacı, atom enerjisinin barışçı amaçlarla kullanımını geliştirmektir. AKÇT, AET ve EUROATOM yasal açıdan ayrı siyasi açıdan ise tek bir kuruluştur. Devletlere ait bazı egemenlik haklarının kullanılmasının uluslar üstü bir organa bırakılmasıdır. Bu niteliği ile Avrupa Topluluğuna benzer dünyada hiçbir örgüt yoktur.

Bu üç topluluk 1965 yılına kadar ayrı ayrı komisyonlarca sevk ve idare edilmiş ve kurallar ayrı konseyler tarafından yasallaştırılmıştır. 8 Nisan 1965’te Brüksel’de imzalanan bir anlaşma ile var olan 3 topluluk Avrupa Toplulukları ya da yaygın adıyla Avrupa Topluluğu (AT) adıyla tek bir çatı altında toplanmıştır. Her üç topluluğun Konseyleri ve Komisyonları yerine geçmek üzere, Avrupa Toplulukları Komisyonu ve Avrupa Toplulukları Konseyi kurulmuştur.

Avrupa Topluluğundan Avrupa Birliğine Geçiş Süreci

1 Temmuz 1967’de yürürlüğe giren Brüksel Antlaşması ile üç topluluğun yürütme organları birleştirilmiştir. 1974 yılı sonunda ise devlet ve hükümet başkanlarının bir araya getiren bir Avrupa Birliği Konseyi yılda en az üç kez olmak üzere toplanmaya başlamıştır.

Avrupa tek Pazarının (Ortak Pazar) 1992 yılının sonuna kadar tamamlanması ve dış politikanın birlikte yürütülmesi kabul edilmiştir. 1 Kasım 1993 tarihinde yürürlüğe giren Maastricht Antlaşması  “Avrupa Birliği Antlaşması” olarak nitelendirilmiş ve bu antlaşma ile Avrupa Topluluğu, Avrupa Birliği adını almıştır. AB’nin “üç temel direği” oluşturularak, yeni bir hukuksal yapı düzenlenmiştir. Maastricht Antlaşması topluluğu ekonomik birlikten siyasi birliğe geçme yetisini ve özelliğini kazandırmıştır. Avrupa Topluluğu Yönergeleri birinci sütunu oluştururken, ikinci sütun ortak dışişleri ve güvenlik politikasını ele alır. Üçüncü sütun ise güvenlik ve adalette işbirliğini ele alır. Avrupa Birliği’nin yürüttüğü etkinliklerin çoğu birinci sütun altında gerçekleştirilir. 1 Mayıs 1998 tarihinde yürürlüğe giren Amsterdam Antlaşmasıyla Avrupa vatandaşlığı kavramı kapsamındaki haklar güçlendirilmiş, içeriği özgürlük, demokrasi ve insan haklarına saygı başlıkları ile bu konularda ortak politika belirlenmesi sonucunu doğurmuştur. Ayrıca Schengen Mükteşabatı da antlaşmaya dahil edilmiştir. Avrupa Birliği kurucu Antlaşmalarına değişiklik getiren Lizbon Antlaşması 1 Aralık 2009 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Birinci genişlemeyle birlikte AB’nin üye sayısı dokuza çıkmıştır. İkinci genişleme 1981 yılında Yunanistan’ın girmesiyle üye sayısı ona çıkmıştır. 1986 yılında İspanya ve Portekiz’in katılımıyla üçüncü genişleme olmuş ve üye sayısı 12 ye yükselmiştir. Dördüncü genişleme 1995 yılında Avusturya, Finlandiya ve İsveç’in katılımıyla gerçekleştirmiştir. AB’nin bugünkü üye sayısı 27’dir. Halihazırda AB’ye aday ülkeler arasında Türkiye, Hırvatistan ve Makedonya vardır. AB’nin kurucu ülkeleri Belçika, Fransa, Almanya, İtalya, Lüksemburg ve Hollanda’dır. AB’nin bayrağında 12 yıldız vardır. AB bayrağı birlik, dayanışma ve uyumu sembolize eder. Beethoven’in 9. senfonisinden Neşeye Övgü Avrupa Marşı olarak kabul edilir.

AVRUPA BİRLİĞİNİN YAPISI VE KURUMLARI

 Avrupa Birliği’nin Yapısı

Farklı tarih, kültür ve dillere sahip toplumlardan oluşmuş müşterek siyasi yapılarda ya federal bir sistem yahut da konfederal bir idari anlayış hakim olmaktadır. Federal sistemlerde bölgesel yönetimler kendi yasama, yürütme ve yargı gücünü kullanmakla birlikte merkezi idare global politikaları belirlemekte ve makro boyutlu icraatlara imza atmaktadır. Konfederal sistemlerde siyasi yapıyı oluşturan her bir devlet/ toplum/bölge kendi milli bağımsızlığını muhafaza etmekte fakat kendisinin de söz hakkı bulunan merkezi bir idare tarafından yönetilmektedir. Avrupa’nın kurumsal yapısı Komisyon, Konsey ve Parlamento üçgeninden oluşan uluslar üstü (supranational) bir sisteme dayanmaktadır. AB’nin federal, konfederal, hükümetler arası ve uluslar üstü unsurların her birinin etkili olduğu karma ve siyaset teorisindeki adlandırılmasıyla sui generis (nev-i Şahsına münhasır, kendine özgü) bir sistemle yönetilmektedir. AB üye devletleri kurucu antlaşmalar üzerinde münhasır yetkiye sahip olup bu antlaşmalarda yapılacak herhangi bir değişiklik veya düzenleme bütün üye devletlerin oy birliği ile bunu kabul etmelerini gerektirmektedir. AB’yi tipik federal sistemlerden ayıran bir diğer özellik de üye devletlerden ve onun vatandaşlarından direkt vergi toplayamaması ve bu vergiyi tüm AB vatandaşları lehine kullanamamasıdır. Birliğin konfederal özelliklerini pekiştiren bir diğer unsur olarak birlik yönetiminin üye devletler adına etkili bir dış politika yürütememesi sayılabilir.

Avrupa Birliği’nin Kurumları

Birliğin karar verme ve faaliyet mekanizması dört temel kurum tarafından sağlanmaktadır. Konsey, Komisyon, Parlamento ve Adalet Divanı’nın işbirliğine dayanan sistem hükümetler arası ve uluslar üstü özelliklerin özgün bir şekilde bir araya geldiği kurumsal bir yapı oluşturmaktadır.

Avrupa Birliği Konseyi

AB Konseyi, Avrupa Birliği’nin merkezi karar verme otoritesidir ve bu nedenle yasama yetkisini elinde bulunmaktadır. Konsey her üye devletin hükümetini temsil eden bakanlar düzeyinde oluşmaktadır. Konsey yılda iki kez toplanmaktadır. Konsey Başkanı olan üye devletin devlet veya hükümet başkanı başkanlık etmektedir. Konsey Başkanlığı, üye ülkeler tarafından dönüşümlü olarak, altı aylık süreler halinde üstlenilmektedir. Konsey Başkanının görevleri, Konsey’in toplantıya çağrılması, gündemin belirlenmesi, yönetmeliklerin yürürlüğe sokulması, kararların, tavsiyelerin, yönergelerin ilgililere bildirilmesi vb. gibi hususlardır. Konsey’in çalışmalarını hazırlamak ve Konsey tarafından verilen görevleri yapmak üzere çeşitli komiteler kurulması öngörülmektedir. Bunların başında üye ülkelerin Brüksel’de bulunan büyükelçi düzeyindeki temsilcilerinden oluşan AB Daimi Temsilciler Komitesi (COROPER) gelmektedir. Konsey,

·         Bir ülkenin üyeliğe kabulü,

·         Ekonomi politikasına ilişkin konular,

·         Dış politika ve güvenlik politikası,

·         Göç ve mülteci politikası,

·         Vergilendirme gibi alanlarda oybirliği ile karar almaktadır.

27 üyeli AB Konseyinde 14 üyenin oyu ile salt çoğunluk kararı alınabilir. Nitelikli çoğunluk gerektiren kararlarda her üye devlet salt çoğunluktaki gibi bir oy ile değil, nüfusuyla orantılı olarak belirlenmiş oy ağırlığı ile temsil edilir.

Konseyin temel görevleri şu şekilde sıralanabilir:

1.      Avrupa Komisyonu tarafından hazırlanan tasarıları ele alır ve yasalaşmasını sağlar.

2.      Üye devletlerin genel ekonomi politikalarını koordine eder.

3.      AB’nin ortak güvenlik ve dış politikasını belirler ve uygular.

4.      AB adına, bir veya birden fazla ülke veya uluslar arası kuruluşla anlaşmalar yapar.

5.      Suçların önlenmesi ile ilgili konulardaki adli işbirliği ile polisiye alanlarda düzenleme yapar, üye ülkelerin faaliyetlerini koordine eder.

6.      Avrupa Parlamentosu ile birlikte AB’nin bütçesinden sorumludur.

 

 

 

 

 

Avrupa Komisyonu

AB’de yürütme yetkisi, antlaşmalar uyarınca Komisyonda bulunmaktadır. Başkan ve üyeler üye devletler tarafından 5 yıllık süre için atanmakta ve Komisyon’da her ülke bir üye ile temsil edilmektedir. Komisyon Başkanını Avrupa Konseyi ağırlı çoğunlukla tayin etmekte; Avrupa Parlamentosu da bu tayini onaylamaktadır. Avrupa Parlamentosu, Komisyon’u toplu olarak görevden alma yetkisine sahiptir. Komisyonun görevleri şunlardır:

1.      Kurucu Antlaşmaların ve kurumların almış olduğu kararların usulünce uygulanıp uygulanmadığı, ilgili tarafların yükümlülüklerini yerine getirip getirmediğini izler. Gerekli hallerde, üye ülkeler aleyhinde ATAD’ a başvurulabilir. Ayrıca Komisyon, Konsey ve Parlamentoya değerlendirilmek üzere “tavsiye” ve “görüş” sunma hakkına sahiptir.

2.      AB’nin yürütme organıdır. Kurucu antlaşmalardan kaynaklanan yürütme yetkilerinin yanı sıra, ortak tarım politikası, ortak rekabet politikası gibi topluluk politikalarının günlük işleyişi de komisyonun görev alanındadır.

3.      Uluslar arası alanda birliği temsil eder ve birlik adına uluslar arası antlaşmaları müzakere eder.

4.      AB taslak Bütçesini, Parlamento ve Konseye sunulmak üzere hazırlar.

Avrupa Parlamentosu

AB’nin demokratik denetim organıdır. Avrupa Parlamentosu, AB’nin doğrudan seçimle belirlenen tek kurumsal mekanizmasıdır. Parlamentonun 736 üyesi, her beş yılda bir yapılan seçimlerle belirlenir. Avrupa Parlamentosu üyelikleri nüfus büyüklükleri esasına göre tahsil edilir. Almanya en çok üyeye sahip olan ülkedir. Parlamento üyeleri siyasi görüşlerine göre gruplaşmaktadır. Avrupa Parlamentosunun gerçek bir yasama organı niteliğini andıran tek yetki alanı, ulusal Parlamentoların hükümetler üzerindeki gensoru denetimi yetkisine sahip olmasıdır. Avrupa Parlamentosu, klasik devlet modelinde olması gereken yetkilere sahip değildir. Parlamentonun yetkilerini üç başlık altında toplamak mümkündür:

1.      Topluluk Mevzuatı’nın oluşturulmasındaki yasama sürecine katılım yetkisi

2.      Bütçeye ilişkin yetkiler

3.      Komisyon ve konseyi denetleme yetkisi

Avrupa Toplulukları Adalet Divanı (ATAD)

ATAD, AB’yi diğer uluslar arası örgütlerden ayıran supranasyonelliğinin en temel unsurlarından biridir. Parlamento gibi ulusal devletlerdeki sistemlere benzer bir başka mekanizmadır. ATAD Topluluk Hukukunun uygulanmasından sorumludur. Topluluk kurumlarının işlem ve tasarruflarının topluluk hukukuna uygun olup olmadığını, bu kurumların antlaşmalar gereği kendilerine tanınan yetkileri aşıp aşmadığını, hatta üye devletlerin topluluk hukukunu ihlal edip etmediğini tespit edip karara bağlamak da Adalet divanına aittir. ATAD, her üye ülkeye bir tane karşılık gelmek üzere 27 yargıçtan ve sekiz umumi vekilden oluşur. Yargıçlar, üye devletler hükümetlerince alınacak ortak bir kararla altı yıllık süre için atanırlar. Üyeler kendi aralarında bir başkan seçer ve bu seçim üç yılda bir tekrarlanır. ATAD yargıçları, Adalet Divanının merkezinin bulunduğu Lüksemburg’da oturmak zorundadırlar. ATAD’ da bulunan sekiz umumi vekil ise mahkemeye yardımcı olmakla görevlidirler. ATAD antlaşmalarının yorumu ve uygulanmasında, hukuka uygunluğunu güvence altına alır. Topluluk hukukunu yorumlama yetkisi ATAD’ a aittir. ATAD’ ın yetki alnına giren davalar şunlardır:

  • Üye ülkelerin diğer üye ülkelere açtığı davalar
  • Komisyonun üye ülkelere açtığı davalar
  • Topluluk kurumları aleyhinde açılan davalar
  • İptal davaları

 

 

Sayıştay

1975 Brüksel Antlaşması ile kurulmuş, 1977’de faaliyete geçmiştir. Her bir üye ülkeden Konsey tarafından 6 yıl için atanmış 27 üyeden oluşur. Temel görevi, AB bütçesinin doğru bir şekilde kullanılmasını sağlamaktır.

Ekonomi ve Sosyal Komite

Sivil toplumun görüşlerini temsil eden ve çıkarlarını koruyan bir dayanışma organıdır. Üye devletler tarafından 344 üye komiteye 4 yıl için atanırlar.

 

Bölgeler Komitesi

Bölgesel ve yerel görüşlerin dikkate alınmasını sağlar. Bölgesel politika, çevre, eğitim, gençlik, ulaştırma gibi yerel ve bölgesel yönetimleri ilgilendiren konularda karar alınırken Bölgeler Komitesine danışılması gerekmektedir. Konsey tarafından 4 yıl için atanan 344 üyeden oluşur.

AB MÜKTESABATI

AB müktesabatı iç hukukun üstünde yer almaktadır. AB müktesabatı beş ana bölümden oluşmaktadır.

  1. Birincil Mevzuat (kurucu anlaşmalar ve ekleri): AB hukukunu oluşturan antlaşmalar AB Hukuk düzenini temel kaynaklarını oluşturmaktadır. Üye devletler arasında doğrudan müzakereler sonucu kabul edilen ve ulusal parlamentolar tarafından onaylanan mevzuattır.
  2. İkincil Mevzuat (tüzükler, yönetmelikler): Yönetmelikler: Tüm üye devletler için tamamen bağlayıcı niteliktedir. Direktifler: Tek bir üye devletle ilgili olabilecekleri gibi tüm üye devletleri de bağlayabilir. Kararlar: Hitap ettikleri taraflar için tamamen bağlayıcıdırlar. Tavsiye ve Görüşler: Bağlayıcı nitelikte değildirler.
  3. Uluslararası Antlaşmalar: AB üye olmayan ülkelerle ve diğer uluslar arası kuruluşlarla hukuk antlaşması yapmaktadır.
  4. İçtihatlar: Mahkeme kararlarınınoluşturduğu hukuk ilkelerinin tümüne içtihat denir.
  5. Üye Devletler Arasındaki Sözleşmeler: Bu antlaşmalar, topluluğun faaliyetleriyle yakından bağlantılı olan; fakat Topluluk kurumlarına herhangi bir yetkinin devredilmemiş olduğu konuların çözüme bağlanması için yapılabilmektedir.

AB ORTAK POLİTİKALARI

Topluluk politikaları;

  • Ortak Pazar kurmak,
  • Ekonomik ve parasal birlik kurmak,
  • Ortak politikalar ve ortak eylemleri yürürlüğe koyarak üye devletlerarasında ekonomik ve sosyal bütünlüğü sağlamak ana stratejilerini oluşturmaktadır.

Ekonomik işbirliği antlaşmasında temel amaç üye devletlerarasında ticaret hacmini arttırmak iken; gümrük birliğinde ise üye ülkelerce üretilen malların ticaretini tümüyle serbest bırakarak ortak bir piyasa yaratmaktır. Topluluk aşağıdaki alanlarda üye ülkelerin faaliyetlerini tanımlar ve destekler:

-          Çalışanların sağlığının korunması ve güvenliği için çalışma ortamının geliştirilmesi,

-          Çalışma koşullarının iyileştirilmesi

-          İşgücü piyasasında kadın ve erkek eşitliği

-          Çalışanların bilgilendirilmesi

-          İşsizlerin işgücü piyasasında entegrasyonu.

 

12810
0
0
Yorum Yaz